by Mithras Yekanoglu

Orta Doğu, 2025 yılında yeniden şekillenen güç dengeleri ve beklenmedik diplomatik temaslarla uluslararası arenada yankı uyandırmaya devam ediyor. Ancak son gelişmeler, yalnızca bölgesel aktörler için değil, küresel güçler açısından da stratejik önem taşıyor. Suriye sahasında yıllardır karşı karşıya gelen ve farklı ittifaklara dayanan aktörler arasında yaşanan gizli diplomasi süreci, uluslararası basında büyük tartışmalar yaratmaya başladı.
Bu bağlamda, özellikle Türkiye’nin uzun yıllardır terör örgütü olarak tanımladığı SDG (Suriye Demokratik Güçleri) lideri Mazlum Abdi (Farhad Abdi Shaheen) ile Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colani arasında yürütülen diplomatik görüşmeler ve varılan anlaşma, bölgedeki güç dengelerini kökten değiştirebilir. Ancak, bu sürecin Türkiye’nin bilgisi dışında gerçekleşmesi, Ankara açısından ciddi bir diplomatik meydan okuma anlamına geliyor. Peki, bu anlaşma ne anlama geliyor ve bölgesel dengeleri nasıl etkileyebilir?
Colani ve Mazlum Abdi: Zıt Kutuplardan Ortak Çıkar Alanına
Ebu Muhammed el-Colani, geçmişte El-Kaide bağlantılı cihatçı grupların içinde yer almış, ancak yıllar içinde HTŞ’yi dönüştürerek Suriye’nin kuzeybatısındaki en güçlü aktörlerden biri haline gelmiş bir lider. Mazlum Abdi ise ABD destekli SDG’nin lideri olarak, kuzeydoğu Suriye’deki Kürtler ve diğer etnik gruplardan oluşan geniş bir koalisyonu yönetiyor. Bu iki figür, ideolojik olarak birbirine taban tabana zıt görünse de, sahadaki yeni gelişmeler onları pragmatik bir iş birliği yapmaya itmiş olabilir. Bölgede hem ABD hem de Rusya’nın etkin olduğu bir dönemde, HTŞ ve SDG arasında kurulacak herhangi bir ortaklık, Orta Doğu’daki güç dengelerini ciddi şekilde sarsabilir.
Peki, bu gizli anlaşmanın temel unsurları neler?
Anlaşmanın Detayları: Türkiye’yi Rahatsız Edecek Maddeler
Henüz resmi olarak açıklanmamış olsa da, sızan bilgilere göre HTŞ ile SDG arasında varılan anlaşma şu noktaları içeriyor olabilir:
Sınırların Yeniden Çizilmesi: SDG’nin Afrin ve İdlib sınırlarında varlığını artırması ve bu bölgelerde HTŞ ile koordinasyon sağlaması. Anlaşmanın en kritik noktalarından biri, Suriye’nin kuzeyinde mevcut sınırların yeniden belirlenmesi ve SDG ile HTŞ arasında yeni bir denge kurulmasıdır. Suriye iç savaşının başından bu yana sınırlar sürekli değişirken, bu kez kuzeyde ve kuzeybatıda Türkiye’ye yakın bölgelerde yeni bir güvenlik yapılanması oluşturuluyor olabilir.
Afrin, İdlib ve Halep’in Batısında Yeni Dinamikler:
HTŞ, İdlib’de güçlü bir hakimiyete sahip ve son yıllarda burayı bir tür fiili yönetim bölgesi haline getirdi. SDG ise Fırat’ın doğusunda güçlü bir varlığa sahip, ancak Afrin ve çevresine yönelik iddiaları süregeliyor. Bu anlaşmayla birlikte SDG ve HTŞ, Türkiye’nin 2018’de Zeytin Dalı Harekâtı ile kontrol altına aldığı Afrin bölgesine yakınlaşabilir.
Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Bölgelerine Yaklaşan Tehdit:
Türkiye’nin 2016 ve 2019 yıllarında gerçekleştirdiği harekâtlarla oluşturduğu güvenli bölgeler, bu anlaşmayla yeniden tehdit altına girebilir. Özellikle Menbiç ve Tel Rıfat gibi stratejik noktaların SDG-HTŞ ittifakıyla yeniden şekillendirilmesi, Türkiye için ciddi bir güvenlik riski oluşturacaktır.
HTŞ ve SDG’nin Ortak Güvenlik Mekanizması Kurma Olasılığı:
Daha önce ideolojik olarak birbirine tamamen zıt olan bu iki grubun, sahadaki yeni dengeler nedeniyle ortak bir güvenlik mekanizması kurma konusunda uzlaşmaya vardığı iddia ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin sınır güvenliği açısından yeni bir tehdit unsuru olarak değerlendirilmelidir. Bu yeni sınır düzenlemesi, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına karşı yeni bir hamlenin işareti olabilir ve yeni operasyon ihtimallerini doğurabilir.
Ekonomik İş Birliği: HTŞ kontrolündeki bölgelerde SDG’nin ticari faaliyetlerine izin verilmesi, karşılığında SDG’nin petrol ve gıda sevkiyatı sağlaması. Anlaşmanın en dikkat çeken unsurlarından biri de ekonomik iş birliği. SDG’nin Suriye’nin doğusundaki zengin petrol sahalarını kontrol etmesi ve HTŞ’nin İdlib ve çevresindeki ticaret yollarına hâkim olması, tarafları karşılıklı çıkar ilişkisine yöneltmiş olabilir.
HTŞ’nin Petrol ve Enerjiye Erişimi:
Suriye’deki en büyük petrol sahaları Rakka, Deyrizor ve Haseke’de bulunuyor. Bu bölgelerin çoğunluğu SDG’nin kontrolü altında ve ABD’nin desteğiyle yönetiliyor. HTŞ, geçmişte petrol kaynaklarına ulaşmakta zorlanırken, bu anlaşma sayesinde doğrudan petrol ticaretine erişim sağlayabilir. Bu durum, HTŞ’nin finansal gücünü artırarak, Suriye’nin kuzeyindeki etkinliğini genişletmesine imkân tanıyabilir.
Ticaret ve Gümrük Geçişleri:
İdlib, Halep’in batısı ve Afrin’de HTŞ’nin kurduğu ekonomik sistem, Türkiye ile yapılan ticaret üzerinden şekilleniyordu. Ancak, HTŞ’nin SDG ile ticaret yapmaya başlaması, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik etkisini azaltabilir. SDG’nin kontrol ettiği tahıl ve tarım bölgelerinden HTŞ bölgelerine gıda sevkiyatının başlaması, taraflar arasında uzun vadeli bir ekonomik ittifak doğurabilir. Bu tür bir ekonomik iş birliği, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki ekonomik nüfuzunun azalmasına yol açabilir ve bölgedeki dengeleri değiştirebilir.
Türkiye’ye Karşı Yeni Bir Denge Arayışı: Anlaşmanın en dikkat çekici noktalarından biri, Türkiye’nin operasyonlarına karşı ortak bir strateji geliştirme ihtimali. Anlaşmanın belki de en kritik ve en tartışmalı yönü, Türkiye’ye karşı oluşturulabilecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi ihtimalidir.
HTŞ ve SDG’nin Türkiye’ye Bakışı:
HTŞ, daha önce Türkiye ile sınırlı iş birliği yapmış bir örgüt olmasına rağmen, son dönemde Ankara’nın HTŞ üzerindeki etkisinin azaldığına dair işaretler var. SDG ise doğrudan Türkiye karşıtı bir politika izliyor ve PKK ile olan bağları nedeniyle Ankara tarafından en büyük tehditlerden biri olarak görülüyor. Eğer bu iki güç, Türkiye’nin sınır bölgelerindeki askeri varlığını zayıflatmaya yönelik ortak bir strateji geliştirdiyse, Ankara’nın Suriye politikası büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kalacaktır.
Askeri Koordinasyon İhtimali:
HTŞ ve SDG’nin, Türkiye’nin askeri harekâtlarına karşı ortak bir savunma hattı oluşturması büyük bir risk faktörüdür. Her iki tarafın da Türkiye’ye ait askeri üslerin ve gözlem noktalarının çevresinde hareketliliği artırdığına dair iddialar bu olasılığı güçlendiriyor. Bu bağlamda, Türkiye açısından hem askeri hem de diplomatik bir kriz durumu doğabilir ve Ankara’nın acil bir karşılık vermesi gerekebilir.
ABD’nin Rolü: ABD’nin SDG üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, Washington’ın bu sürece ne kadar dahil olduğu büyük bir soru işareti. Anlaşmanın perde arkasında ABD’nin olup olmadığı da büyük bir soru işareti.
ABD’nin SDG’ye Desteği Devam Ediyor:
Washington, SDG’yi DEAŞ’a karşı en güvenilir kara müttefiki olarak görmeye devam ediyor. ABD’nin, SDG ve HTŞ arasındaki bu anlaşmayı destekleyip desteklemediği henüz netleşmese de, ABD’nin Suriye’deki yeni güç dengelerinde rolü olduğu açık.
HTŞ’nin ABD İle Dolaylı Temasları:
HTŞ, son dönemde radikal unsurlardan uzaklaşmaya çalışarak, Batı ile doğrudan bir diplomasi yürütmeye çabalıyor. ABD’nin, HTŞ ve SDG arasında sessiz bir destek sunması, Türkiye için önemli bir risk teşkil edebilir. Bu durum, Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerini daha da karmaşık bir hale sokabilir ve Ankara’nın diplomatik hamlelerini zorlaştırabilir.
Türkiye İçin Yeni Bir Güvenlik Krizi mi?
Colani ve Mazlum Abdi arasındaki bu gizli anlaşma, Türkiye’nin bölgedeki stratejik varlığını doğrudan tehdit eden bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
- Türkiye, sahadaki varlığını güçlendirmek için yeni askeri hamleler yapabilir mi?
- Ankara, bu ittifakı bozmak için ABD ve Rusya ile diplomatik bir mücadeleye girebilir mi?
- HTŞ ve SDG iş birliği, Türkiye’yi yeni operasyonlara zorlar mı?
Bu anlaşmanın sahada ne tür sonuçlar doğuracağı önümüzdeki aylarda netleşecek. Ancak bir gerçek var: Türkiye, Suriye’de yeni bir meydan okumayla karşı karşıya! Türkiye açısından, özellikle Suriye’nin kuzeyinde PKK bağlantılı yapıların güçlenmesi ve HTŞ’nin bu sürece destek vermesi kabul edilemez bir durum olarak değerlendirilecektir.
Türkiye’nin Reaksiyonu: Sessizlik mi, Müdahale mi?
Bu anlaşmanın Türkiye açısından en kritik noktalarından biri, Ankara’nın bundan ne kadar haberdar olduğu ve nasıl bir karşılık vereceğidir. Türkiye, uzun süredir hem SDG’yi hem de HTŞ’yi farklı gerekçelerle tehdit olarak görmekteydi. Ancak şimdi, bu iki gücün beklenmedik bir şekilde ortak hareket etmesi, Türkiye’nin Suriye politikasını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.
Olası senaryolar şunlar olabilir:
Türkiye, anlaşmayı resmen reddeder ve askeri müdahaleyi artırır. Türkiye’nin en doğrudan tepkisi, Suriye’nin kuzeyine yönelik yeni bir askeri operasyon başlatmak olabilir. Ankara’nın geçmişte Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018), Barış Pınarı (2019) ve Bahar Kalkanı (2020) harekâtlarıyla sahada fiili varlık oluşturduğu göz önünde bulundurulursa, HTŞ-SDG iş birliğine karşı benzer bir hamle yapması güçlü bir ihtimaldir.
Hangi Bölgeler Hedef Alınabilir?
Tel Rıfat: SDG’nin hala kontrol ettiği bu bölge, Türkiye’nin yeni bir operasyon için en kritik hedeflerinden biri olabilir.
Membiç: Türkiye, buranın SDG’nin elinde olmasını yıllardır güvenlik tehdidi olarak görüyor ve operasyon ihtimali sürekli gündemde.
Afrin’in Güneyi ve İdlib’in Kuzeyi: HTŞ’nin etkili olduğu bölgelerde SDG ile yakınlaşma ihtimali, Türkiye’yi bu alanlarda askeri önlemler almaya itebilir.
Askeri Operasyonun Riskleri:
Rusya’nın Tepkisi: Türkiye, son operasyonlarında Rusya ile koordinasyon içinde hareket etti. Ancak bu kez, Moskova’nın nasıl bir tepki vereceği belirsiz.
ABD’nin Tutumu: ABD, SDG’yi desteklediği için Türkiye’nin doğrudan SDG’ye saldırmasını istemeyecektir. Ancak HTŞ’nin iş birliği nedeniyle nasıl bir pozisyon alacağı belirsizdir.
İç Politikadaki Etkileri: Türkiye’de 2025 itibarıyla siyasi dengelerin nasıl olacağına bağlı olarak, hükümet bu operasyonu iç kamuoyunu konsolide etmek için de kullanabilir. Askeri bir müdahale, Ankara’nın diplomatik dengelerini bozabilir ve bölgesel krizi daha da büyütebilir. Ancak Türkiye, böyle bir anlaşmayı fiilen bozmak için harekete geçebilir.
Ankara, ABD ve Rusya ile diplomasi yoluyla anlaşmayı baltalamaya çalışır. Ankara, askeri müdahaleye alternatif olarak bu anlaşmayı sahada etkisiz hale getirmek için diplomatik yolları kullanabilir.
ABD’ye Baskı Uygulamak:
Türkiye, ABD’nin SDG üzerindeki etkisini kullanarak bu anlaşmayı bozmaya çalışabilir. Washington, SDG’nin HTŞ gibi radikal unsurlarla yakınlaşmasını istemeyecektir. Türkiye, ABD’ye “Bu ittifak terörizmi destekliyor” diyerek baskı uygulayabilir.
Rusya ile Görüşmeler:
Moskova, İdlib’de HTŞ’nin güçlü olmasından zaten rahatsız. Türkiye, Rusya ile koordinasyon sağlayarak HTŞ’ye baskıyı artırabilir. Bu sayede, HTŞ ve SDG arasındaki yakınlaşmayı engelleyebilir.
Bölgedeki Diğer Aktörleri Hareketlendirmek:
Türkiye, Suriyeli muhalif grupları SDG ve HTŞ’ye karşı harekete geçirebilir. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) gibi gruplar, bu ittifakı bozacak hamleler yapabilir. Bu diplomatik hamleler, Türkiye’nin hem sahadaki hem de uluslararası alandaki etkisini kullanarak, askeri müdahaleye gerek kalmadan bu ittifakı zayıflatmasını sağlayabilir.
Türkiye, sahadaki gruplar arasındaki bölünmeleri derinleştirmek için yeni hamleler yapar. Türkiye’nin bir diğer stratejisi, HTŞ ve SDG arasındaki kırılgan iş birliğini bozmak için sahada istihbarat ve vekil güçlerini kullanması olabilir.
HTŞ İçindeki Bölünmeleri Teşvik Etmek:
HTŞ, homojen bir yapı değil; içinde farklı gruplar ve klikler bulunuyor. Türkiye, HTŞ içinde SDG ile iş birliğine karşı çıkan radikal unsurları destekleyerek bu yakınlaşmayı engelleyebilir. Daha önce benzer şekilde HTŞ’nin El Kaide bağlantılı gruplardan kopmasını sağlayan süreçlerde Türkiye’nin dolaylı etkisi olduğu biliniyor.
SDG İçindeki Farklı Fraksiyonları Hareketlendirmek:
SDG de homojen bir yapı değil; içinde Arap aşiretleri, Kürt gruplar ve farklı etnik unsurlar var. Türkiye, SDG içindeki Arap unsurların HTŞ ile iş birliğine karşı çıkmasını sağlayarak bu ittifakı kırabilir. Son dönemde SDG içinde, Mazlum Abdi’ye karşı bazı muhalif seslerin çıktığı biliniyor.
Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) ile Saldırıları Artırmak:
Türkiye, kontrol ettiği muhalif grupları kullanarak, HTŞ-SDG hattına yönelik saldırıları artırabilir. Bu saldırılar, iki grup arasındaki güveni sarsarak, anlaşmayı baltalayabilir. Bu taktik, Türkiye’nin doğrudan askeri müdahale yapmadan, sahada süreci kontrol altına almasını sağlayabilir.
Hangi yol seçilirse seçilsin, Türkiye için bu yeni oluşum büyük bir tehdit olarak görülecektir.
Türkiye’nin bu anlaşmaya karşı vereceği tepki, büyük ölçüde uluslararası dengelere ve iç politikadaki gelişmelere bağlı olacak. Ancak olası senaryolar şöyle özetlenebilir:
Türkiye, sahada sert bir askeri operasyon yaparak, bu ittifakı bozmaya çalışır.
Risk: ABD ve Rusya ile kriz yaşanabilir.
Fırsat: Türkiye, sınır güvenliğini sağlama yolunda net bir adım atmış olur.
Ankara, diplomatik yolları kullanarak ABD ve Rusya’yı sürece müdahil eder.
Risk: Diplomatik süreç zaman alabilir, sahadaki durum değişebilir.
Fırsat: Türkiye, uluslararası alanda diplomatik kazanımlar elde edebilir.
Türkiye, HTŞ ve SDG içindeki çatlakları derinleştirerek anlaşmayı içeriden çökertir.
Risk: Taktiksel olarak etkili olsa da, uzun vadede yeni riskler doğurabilir.
Fırsat: Türkiye, askeri müdahaleye gerek kalmadan sahadaki dengeyi değiştirebilir.
Türkiye, bu anlaşmaya karşı doğrudan bir tepki vermek zorunda. Ancak hangi yöntemin seçileceği, Ankara’nın hem iç siyasi hesaplarına hem de bölgesel dinamiklere bağlı olacak. Bu sürecin nasıl gelişeceği, Suriye’deki dengelerin geleceğini ve Türkiye’nin sınır güvenliği politikalarını doğrudan etkileyecek. Ankara’nın vereceği karar, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de önemli sonuçlar doğurabilir.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Bu anlaşmanın yankıları yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmayacak. Rusya, ABD, İran ve Avrupa ülkeleri de gelişmeleri yakından takip ediyor.
ABD: Washington, SDG’nin güvenliğini sağlamak için süreci destekleyebilir. Ancak HTŞ’nin ABD tarafından “terör örgütü” olarak tanımlandığı düşünüldüğünde, bu iş birliği ABD’nin politikalarını da zor bir noktaya sokacaktır.
Rusya: Moskova, Suriye rejimiyle yakın ilişkilere sahip olduğu için bu anlaşmayı tehdit olarak görebilir ve sahadaki dengesini korumak için HTŞ’ye karşı yeni hamleler yapabilir.
İran: Tahran, özellikle Suriye’deki milislerini destekleyen bir aktör olarak, bu yeni anlaşmayı bir tehdit olarak algılayabilir.
Böyle bir durumda Orta Doğu’daki mevcut güç dengeleri hızla değişebilir ve beklenmedik yeni ittifaklar oluşabilir. Colani ve Mazlum Abdi arasında gerçekleşen gizli anlaşma, yalnızca Suriye’nin kuzeyiyle sınırlı kalmayıp, Orta Doğu’da geniş kapsamlı jeopolitik etkiler yaratacak bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Türkiye açısından büyük bir güvenlik sorunu oluşturan bu ittifakın, aynı zamanda ABD, Rusya, İran ve Avrupa ülkeleri için de yeni diplomatik hamleleri zorunlu hale getirmesi bekleniyor.
Bu bölümde, anlaşmanın bölgesel ve küresel düzeyde yaratacağı sonuçları detaylı ve güçlü bir analizle ele alacağız. Dünya basınının ilgisini çekecek olan bu gelişmeler, Orta Doğu’da yeni bir güç savaşının kapılarını aralayabilir.
Türkiye’nin Bölgedeki Konumu ve Yeni Güvenlik Riskleri
Türkiye, son on yılda Suriye politikasını terörle mücadele, sınır güvenliği ve mülteci krizleri ekseninde şekillendirdi. Ancak bu anlaşma, Türkiye’nin bölgedeki askeri ve diplomatik hamlelerini yeniden gözden geçirmesine yol açacak büyük bir meydan okuma anlamına geliyor.
Sınır Güvenliği Tehdit Altında mı?
Türkiye’nin Suriye’de kurduğu güvenlik koridorları, bu yeni ittifakın gölgesinde büyük bir baskı altına girebilir. HTŞ’nin SDG ile koordineli hareket etmesi, Türkiye’nin İdlib’deki askeri gözlem noktalarına doğrudan bir tehdit oluşturabilir. Afrin, Tel Rıfat ve Menbiç hattında artan SDG-HTŞ hareketliliği, Ankara’nın daha agresif bir askeri strateji geliştirmesini gerektirebilir.
Türkiye İçin Yeni Bir Askeri Operasyon Kaçınılmaz mı?
Türkiye, geçmişte olduğu gibi bu tür tehditlere askeri müdahale ile yanıt vermiştir. Ancak bu kez hem ABD hem de Rusya’nın nasıl bir tavır alacağı belirsizdir. Türkiye’nin hem diplomatik hem de askeri stratejisini dikkatli belirlemesi gerekecektir. Sonuç olarak, bu anlaşma Türkiye’yi bölgedeki askeri varlığını sürdürme konusunda daha sert adımlar atmaya itebilir ve Ankara’nın Suriye politikasında keskin değişimlere yol açabilir.
ABD’nin Politikaları: Çıkar Çatışması mı, Sessiz Onay mı?
ABD, hem SDG’nin en büyük destekçisi hem de Orta Doğu’daki radikal unsurlara karşı en büyük savaşçılardan biri olduğunu iddia eden bir süper güç olarak, bu ittifakın kendi politikalarını nasıl etkileyebileceğini değerlendirmek zorunda.
Washington’un SDG’ye Bakışı Değişir mi?
ABD, bugüne kadar SDG’yi DEAŞ ile mücadelede sahadaki en önemli müttefiki olarak destekledi. Ancak SDG’nin HTŞ gibi bir yapıyla anlaşma yapması, Washington’un SDG’ye verdiği desteğin sorgulanmasına neden olabilir. ABD’nin, terör örgütü olarak kabul ettiği HTŞ ile dolaylı da olsa iş birliği içindeki bir yapıyı desteklemeye devam etmesi, kendi içinde büyük bir çelişki yaratacaktır.
Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı Arasında Fikir Ayrılığı mı?
Pentagon, sahadaki askerî varlığı gereği SDG’ye desteğini sürdürmek isteyebilir. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA gibi diplomatik ve istihbarat birimleri, HTŞ ile dolaylı iş birliği nedeniyle bu ittifakı desteklememe yönünde baskı yapabilir.
Türkiye ve ABD İlişkileri Üzerindeki Etkiler
Türkiye, ABD’yi “terörizmi desteklemekle” suçlayabilir ve Washington ile ilişkiler yeniden gerilebilir. Ankara, bu gelişmeyi ABD’den F-16 ve diğer askeri yardımlar konusunda taviz koparmak için bir pazarlık unsuru olarak kullanabilir. Bu ittifak, ABD’nin bölgedeki politikasında büyük bir kırılma noktası yaratabilir ve Washington’u diplomatik bir çıkmaza sürükleyebilir.
Rusya’nın Tutumu: Suriye Rejimi İçin Tehdit mi, Fırsat mı?
Moskova, Suriye sahasında hem Esad rejimini destekleyen hem de Türkiye ile taktiksel iş birliği yapan bir aktör olarak, bu yeni ittifakın kendisine nasıl etki edeceğini değerlendirmek zorunda.
HTŞ ve SDG Yakınlaşması, Esad İçin Bir Tehdit mi?
Rusya, SDG’nin Suriye rejimiyle anlaşmasını desteklerken, HTŞ’nin güçlenmesini istemiyor. HTŞ’nin daha fazla toprak kazanması, Esad’ın otoritesini zayıflatabilir ve Moskova’nın Suriye politikasına zarar verebilir.
Türkiye ile Rusya Arasındaki Dengeler Nasıl Değişir?
Türkiye ve Rusya, Suriye konusunda zaman zaman rakip, zaman zaman ortak hareket eden iki güç. Eğer Türkiye, bu anlaşmaya karşı askeri operasyon yapmaya karar verirse, Moskova’nın bu sürece nasıl yaklaşacağı önemli bir soru işareti. Eğer Rusya, Türkiye’yi desteklerse, bu HTŞ’nin ve SDG’nin sahadaki gücünü kırabilir. Ancak Rusya, Türkiye’nin gücünün artmasını istemiyorsa, süreci sessizce izlemeyi tercih edebilir. Bu anlaşma, Rusya’nın Suriye sahasındaki politikalarını yeniden gözden geçirmesine ve Türkiye ile olan ilişkilerini yeniden şekillendirmesine neden olabilir.
İran ve Şii Milisler: Yeni Bir Düşman mı, Yeni Bir Fırsat mı?
İran, Suriye’de Şii milisler aracılığıyla güçlü bir varlık bulunduran bir diğer bölgesel aktör. Bu anlaşma, İran’ın Suriye’deki çıkarlarını doğrudan etkileyebilir.
İran İçin Bir Tehdit Unsuru mu?
İran, hem SDG’yi hem de HTŞ’yi tehdit olarak görebilir. SDG, ABD’nin müttefiki olduğu için İran’ın bölgedeki etkisini sınırlayabilecek bir güçtür. HTŞ ise, İran destekli Şii milislerle sık sık çatışan bir gruptur.
İran’ın Olası Yanıtı Ne Olabilir?
İran, HTŞ ve SDG’ye karşı daha fazla milis gücü devreye sokabilir. Bu da bölgedeki çatışmaları artırabilir ve Suriye’nin bir kez daha şiddet sarmalına girmesine neden olabilir. Bu gelişme, İran’ın bölgedeki stratejik hamlelerini değiştirmesine yol açabilir ve Suriye’de yeni bir vekâlet savaşının başlangıcına neden olabilir.
Orta Doğu’da Yeni Bir Jeopolitik Kriz Kapıda mı?
Colani ve Mazlum Abdi’nin yaptığı bu anlaşma, yalnızca yerel bir gelişme olmaktan çıkıp Türkiye, ABD, Rusya ve İran gibi küresel aktörleri doğrudan etkileyecek bir jeopolitik kriz yaratma potansiyeline sahiptir. Bu ittifak, bölgedeki dengeleri altüst edebilir, yeni savaş senaryolarını doğurabilir ve uluslararası diplomaside büyük tartışmalara yol açabilir. Dünya basınının gözleri, artık Türkiye’nin, ABD’nin ve Rusya’nın bu yeni oluşuma nasıl yanıt vereceğine çevrildi. Orta Doğu, bir kez daha kaynama noktasına ulaşıyor!
Türkiye İçin Zor Kararlar Dönemi
Türkiye’nin bilgisi dışında yürütüldüğü iddia edilen bu gizli diplomasi süreci, Ankara’nın hem diplomatik hem de askeri anlamda önemli kararlar almasını gerektiriyor.
Türkiye, Suriye sahasında sert bir tavır alarak bu iş birliğini boşa çıkarmaya çalışabilir mi?
Türkiye’nin, Colani ve Mazlum Abdi arasındaki anlaşmayı sahada etkisiz hale getirmek için sert bir askeri ve istihbari hamle yapması en olası senaryolardan biri. Ankara, bu tür tehditlere karşı geçmişte askeri harekâtlarla yanıt verdi ve şimdi de benzer bir müdahale ihtimali giderek güçleniyor.
Askeri Seçenekler Masada mı?
Türkiye, daha önce Fırat Kalkanı (2016), Zeytin Dalı (2018), Barış Pınarı (2019) ve Bahar Kalkanı (2020) harekâtlarıyla sınır ötesinde güvenli bölgeler oluşturmuş ve terör tehdidini minimize etmeye çalışmıştır. Ancak, HTŞ ve SDG’nin olası ittifakı, Ankara için yeni bir kırmızı çizgi anlamına geliyor. Eğer bu ittifak Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit edecek bir noktaya ulaşırsa, Ankara şu bölgelerde doğrudan askeri müdahaleye gidebilir:
Tel Rıfat ve Menbiç: Türkiye’nin uzun süredir hedefinde olan bu iki stratejik bölge, SDG’nin en önemli üslerinden bazıları.
Afrin’in Güneyi ve İdlib’in Kuzeyi: HTŞ’nin varlığıyla Türkiye’nin daha önce doğrudan çatışmaktan kaçındığı bu bölgeler, SDG-HTŞ iş birliği ile Ankara’nın müdahale radarına girebilir.
Fırat’ın Doğusu: Türkiye, doğrudan SDG’nin kontrol ettiği bölgelere geniş çaplı bir operasyon yaparak ABD destekli güçlere sert bir mesaj verebilir.
Eğer Türkiye bu hamleleri yaparsa:
ABD ile açık bir diplomatik kriz yaşanabilir.
Rusya, Türkiye’ye belli bölgelerde sınırlı destek verebilir veya tamamen karşı çıkabilir.
Türkiye iç politikasında milliyetçi dalga yükselir ve hükümet, kamuoyu desteğini artırabilir.
Ancak bu sert müdahale seçeneği, büyük diplomatik ve askeri riskler taşıyor. Sahada yeni bir askeri cephe açmak, Türkiye’nin bölgedeki hareket kabiliyetini genişletebileceği gibi, bölgesel güçlerle daha büyük bir çatışmaya da yol açabilir. Yoksa Ankara, yeni bir diplomasi hamlesiyle HTŞ ve SDG üzerindeki dengeleri etkilemeye mi çalışacak?
Eğer Türkiye, doğrudan askeri bir müdahaleyi tercih etmezse, HTŞ-SDG ittifakını boşa çıkarmak için diplomatik ve istihbari yolları devreye sokabilir.
ABD Üzerinde Baskı Kurma Stratejisi
Washington’un SDG’ye verdiği destek, Türkiye için en büyük engellerden biri. Eğer Türkiye, ABD’yi SDG üzerindeki nüfuzunu kullanarak bu anlaşmayı bozmaya ikna edebilirse, SDG’nin HTŞ ile iş birliği yapması engellenebilir. Türkiye, bu durumu ABD ile F-16 anlaşmaları gibi stratejik pazarlıklarda koz olarak kullanabilir.
Rusya ile Yeni Bir Anlaşma Arayışı
Moskova, Türkiye ile geçmişte Suriye sahasında çıkar temelli iş birlikleri yaptı. Eğer Türkiye, Rusya’yı SDG’ye karşı daha sert bir tutum almaya ikna ederse, sahada SDG’nin hareket alanı daraltılabilir. Bunun karşılığında Türkiye, İdlib’deki bazı HTŞ hedeflerine yönelik Rusya’ya istihbarat sağlayabilir veya operasyon düzenleyebilir.
HTŞ ve SDG İçindeki Bölünmeleri Derinleştirme Taktiği
HTŞ ve SDG içinde, bu ittifaka sıcak bakmayan kesimler var. Türkiye, bu iç bölünmeleri derinleştirebilir ve iki taraf arasındaki güveni sarsarak iş birliğini boşa çıkarabilir. Özellikle SDG içindeki Arap unsurların, HTŞ ile iş birliğinden rahatsız olduğu biliniyor. Türkiye, bu grupları destekleyerek SDG’nin parçalanmasını hızlandırabilir. Bu diplomatik hamleler, Türkiye’nin askeri müdahaleye gerek kalmadan, sahadaki dengeleri kendi lehine değiştirmesini sağlayabilir. Ancak diplomasi zaman alır ve Türkiye’nin bu süreçte hızlı sonuç alamaması, askeri bir müdahalenin kaçınılmaz hale gelmesine neden olabilir.
ABD’nin ve Rusya’nın bu gelişmeye vereceği tepki, Türkiye’nin hareket alanını nasıl şekillendirecek?
Bu anlaşma sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir gelişme değil, aynı zamanda ABD ve Rusya’nın bölgesel stratejileri açısından da kritik bir dönemeç anlamına geliyor.
ABD: SDG’yi Koruma Politikası mı, HTŞ ile İş Birliğini Reddetme mi?
ABD, SDG’yi desteklemeye devam etmek istese de, SDG’nin HTŞ gibi radikal bir grupla ittifaka girmesi, Washington’da ciddi soru işaretleri doğurabilir. Eğer ABD, bu ittifakı desteklerse, Türkiye ile ilişkiler yeni bir kriz aşamasına girer. Ancak eğer ABD, HTŞ’nin varlığını bir tehdit olarak görüp SDG üzerindeki baskısını artırırsa, Türkiye’ye dolaylı bir avantaj sağlayabilir. Washington, Türkiye ile olan ilişkilerini bozmamak için SDG’yi HTŞ’den uzaklaştırmaya zorlayabilir. Ancak, eğer ABD, SDG’yi doğrudan desteklemeye devam ederse, Ankara sert bir askeri yanıt vermek zorunda kalabilir.
Rusya: Türkiye’ye Destek mi, Tarafsızlık mı?
Rusya’nın Suriye’deki önceliği, Esad rejiminin güçlenmesini sağlamak ve Türkiye ile belirli bir iş birliği içinde kalmak. Eğer Türkiye, Rusya ile HTŞ’yi zayıflatma konusunda bir anlaşmaya varabilirse, Moskova Ankara’nın askeri operasyonlarına sessiz kalabilir. Ancak eğer Rusya, Türkiye’nin fazla güçlenmesini istemezse, SDG ve HTŞ’ye karşı doğrudan bir adım atmayabilir ve Ankara’yı diplomatik manevralara zorlayabilir. Rusya’nın, Türkiye’nin HTŞ’ye baskı yapmasını bir fırsat olarak görerek, SDG’ye karşı Türkiye’yi sahada daha özgür bırakma ihtimali de var.
Türkiye’nin Hareket Alanı Nasıl Şekillenecek?
Eğer ABD, SDG’yi HTŞ’den uzaklaştırırsa, Türkiye diplomatik yollarla amacına ulaşabilir. Eğer Rusya, Türkiye’nin HTŞ’yi zayıflatmasını isterse, Moskova-Ankara arasında yeni bir Suriye mutabakatı doğabilir. Eğer ABD ve Rusya sessiz kalırsa, Türkiye sahada daha agresif bir politika izleyerek doğrudan askeri müdahaleye yönelebilir. Şu an için kesin olan tek şey, Orta Doğu’da yeni bir sayfanın açıldığı ve bu sayfanın Türkiye’yi doğrudan ilgilendirdiğidir. Türkiye’nin bu gelişmeye nasıl yanıt vereceği, sadece Suriye sahasını değil, ABD ve Rusya ile olan küresel ilişkilerini de doğrudan etkileyecek. Eğer Türkiye sert bir askeri müdahale yaparsa, bu bir dönüm noktası olabilir ve bölgedeki tüm güç dengeleri değişebilir. Eğer diplomasi yoluyla süreci yönetirse, Ankara bölgesel siyasette önemli bir kazanım elde edebilir.
ABD ve Rusya’nın tepkisi, Türkiye’nin hareket alanını ya genişletecek ya da kısıtlayacak.
Bu sürecin nasıl gelişeceği, Suriye’nin geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri olabilir ve Orta Doğu’da yeni bir güç dengesinin doğmasına neden olabilir.
Leave a Reply