by Mithras Yekanoglu

Suriye’deki iç savaşın üzerinden 14 yıl geçti ve bugün, bölgesel dengeler yeni bir dönüşüm sürecine giriyor. 2011’den bu yana sahada değişen güç dengeleri, Kürtler için de hayati önem taşıyan kararları zorunlu kılıyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Abdi’nin, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colani ile yürüttüğü diplomatik hamleler, yalnızca Suriye’de değil, tüm Orta Doğu’da dengeleri değiştirebilecek potansiyele sahip.
Bu beklenmedik ittifak, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı, ABD’nin Kürtlerle olan stratejik ilişkisi ve Rusya’nın bölgedeki hesapları açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. SDG ve HTŞ gibi ideolojik olarak zıt kutuplarda yer alan iki aktörün, Suriye’nin kuzeyinde ortak bir yapı kurmaya yönelik girişimleri, sahada yeni bir güç dengesinin habercisi olabilir.
Peki, Mazlum Abdi’nin Colani ile yaptığı bu hamle Kürtler için ne anlama geliyor? HTŞ, Kürtleri nasıl bir pozisyonda görmek istiyor? Bu gelişme Türkiye, ABD ve Rusya açısından nasıl bir meydan okuma oluşturabilir?
Bu soruların yanıtları, Orta Doğu’nun jeopolitik geleceğini yeniden şekillendirebilir.
1. Kürtler ve HTŞ: Tarihsel Çelişkiden Pragmatik Ortaklığa
HTŞ ve Kürtler, Suriye savaşının başından beri birbirine karşıt pozisyonlarda yer aldı. HTŞ, El Kaide’den koparak İdlib ve çevresinde İslami bir yönetim kurmaya çalışırken, SDG ise ABD’nin desteğiyle seküler bir yapı inşa etti. Ancak bölgesel ve küresel dinamiklerdeki değişimler, bu iki gücü ortak bir zemin bulmaya itmiş olabilir.
HTŞ’nin Değişen Stratejisi
Ebu Muhammed el-Colani, son yıllarda HTŞ’yi küresel cihatçı hareketlerden ayırarak yerel bir otorite haline getirmeye çalışıyor. ABD ve Batı’nın gözünde radikal bir örgüt olarak anılmaktan çıkıp, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi bir aktör olarak konumlanmak istiyor. Bu yüzden Kürtlerle bir anlaşma yaparak, ABD ve uluslararası toplum nezdinde daha meşru bir konuma gelmeyi hedefliyor olabilir.
Kürtlerin HTŞ ile İş Birliği Yapmasının Sebebi Ne?
SDG, ABD’nin Suriye’den çekilmeyi planladığını görüyor ve yeni bir müttefik arayışına giriyor. Türkiye’nin olası bir askeri operasyonuna karşı HTŞ gibi sahada güçlü bir askeri yapıyla anlaşmak, Kürtlerin güvenliğini artırabilir. HTŞ’nin kontrol ettiği ticaret yolları ve ekonomik kaynaklar, Kürt bölgeleri için yeni fırsatlar sunabilir. Bu ittifak, ideolojik çelişkilere rağmen sahada karşılıklı çıkarlar temelinde şekillenmiş bir pragmatik ortaklık olabilir.
2. Mazlum Abdi’nin Stratejik Hamlesi: HTŞ ile Birleşme mi, Bölgesel Denge Oyunu mu?
Mazlum Abdi’nin HTŞ ile entegrasyon yönünde attığı adımlar, Suriye’de bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Peki, bu süreç Kürtlere nasıl bir gelecek vaat ediyor?
HTŞ’nin Kürtlere Sunduğu Vaatler
Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), yıllardır Suriye’nin kuzeybatısında, özellikle İdlib’de fiili bir yönetim kurarak varlığını sürdüren en güçlü silahlı gruplardan biri. Özgün ideolojisi gereği uzun süre Kürtlere ve SDG’ye karşı mesafeli duran HTŞ, bölgedeki yeni jeopolitik dengeler nedeniyle Kürtlerle stratejik bir anlaşmaya yanaşmış olabilir.
Mazlum Abdi’nin liderliğindeki SDG ile Colani’nin yönettiği HTŞ arasındaki olası entegrasyon süreci, iki tarafın da ortak çıkarlarını koruyarak yeni bir güç alanı oluşturmasını hedefleyebilir. HTŞ’nin Kürtlere sunduğu vaatler, bu iş birliğinin ne kadar sürdürülebilir olacağını belirleyen en önemli unsurlardan biri olacaktır.
Kürt Bölgelerinde Kısmi Özerklik Tanıma Sözü
HTŞ, uzun vadede SDG ile istikrarlı bir ortaklık kurabilmek adına Kürt bölgelerine özerklik verilmesine sıcak bakıyor olabilir. SDG’nin kontrol ettiği Kamışlı, Kobani ve Haseke gibi bölgelerin, HTŞ yönetimi altında belirli bir siyasi ve idari otonomi kazanabileceği ihtimali gündemde. Ancak, HTŞ’nin İslami yönetim anlayışı ile Kürtlerin seküler politikaları arasındaki uçurum, bu özerklik vaatlerinin ne kadar uygulanabilir olduğu konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Kürtler İçin HTŞ Yönetimi Altında Güvence
HTŞ, daha önce İdlib bölgesinde yaşayan Kürt gruplara yönelik olumsuz politikalar izlerken, şimdi onları sahada bir müttefik olarak görmek isteyebilir. SDG ve Kürtlerin, Türkiye’nin askeri müdahalelerinden korunmak adına HTŞ ile ortak hareket etmeleri, Kürtlerin bölgedeki varlığını güvence altına alabilir. HTŞ, Kürtlerin askeri ve siyasi yapısına doğrudan müdahale etmeden, onları kendi çatı yönetimi altında tutmayı hedefleyebilir.
SDG Güçlerinin HTŞ İçinde Askeri Entegrasyonu
SDG, HTŞ’nin askeri yapısına tamamen entegre edilebilir mi? Bu büyük bir soru işareti. HTŞ, SDG içindeki Kürt savaşçıları kendi askeri yapılarına dahil etmek isteyebilir, ancak bu Kürtler arasında ciddi bir ayrışmaya neden olabilir. Kürtler arasında HTŞ’nin sert ideolojik çizgisine karşı olan gruplar, bu entegrasyona direniş gösterebilir.
Ekonomik İş Birliği ve Ticaret Rotaları
HTŞ, İdlib’de kurduğu ekonomik düzeni Kürt bölgeleriyle birleştirerek ortak bir ticaret ağı oluşturmayı hedefleyebilir. HTŞ’nin Suriye ve Türkiye sınırındaki ticari faaliyetleri ve petrol ticareti, SDG’nin ekonomik olarak daha güçlü bir hale gelmesine yardımcı olabilir. Kürt bölgelerindeki petrol kaynaklarının HTŞ’nin kontrol ettiği alanlara sevk edilmesi ve karşılığında gıda, ilaç ve askeri malzeme temini gibi ekonomik anlaşmalar yapılması ihtimali var.
Bu vaatler, SDG ve HTŞ arasındaki iş birliğini daha cazip hale getirebilir, ancak bu iş birliğinin sürdürülebilir olup olmayacağı konusunda önemli soru işaretleri var.
Özerklik: Kürt bölgeleri, HTŞ yönetimi altında belli bir özerklik kazanabilir mi?
Kürtlerin, HTŞ’nin kontrol ettiği bölgelerde kendi yönetim mekanizmalarını kurmasına izin verilip verilmeyeceği, bu anlaşmanın en kritik noktalarından biri.
HTŞ’nin Geçmişteki Politikaları ve Yeni Duruşu
HTŞ, geçmişte tamamen İslamcı bir yönetim anlayışı benimsemiş ve diğer etnik/dini gruplara özerklik tanımamış bir örgüt olarak biliniyordu. Ancak, Colani liderliğinde, Batı ile ilişkileri geliştirmek ve yerel otoriteyi meşrulaştırmak için daha ılımlı bir politika izlemeye başladı. HTŞ’nin, Kürt bölgelerine kısmi özerklik tanıyabileceği ancak bu yönetimi kendi şeriat temelli hukuk sistemiyle kontrol etmek isteyeceği tahmin ediliyor.
Kürtler İçin Olası Özerklik Modeli
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer bir yapı mı kurulacak?
Eğer HTŞ, Kürtlerin kendi siyasi ve askeri mekanizmalarını korumasına izin verirse, bu Suriye’de federal bir yapılanmanın ilk adımı olabilir.
İdlib Modeli Uygulanabilir mi?
HTŞ, İdlib’de bir tür “fiili özerklik” yaratmış durumda, ancak bu özerklik tamamen HTŞ’nin kontrolünde. Kürtler için de benzer bir model önerilebilir: Özerklik olacak, ancak HTŞ’nin belirlediği kurallar çerçevesinde.
Kürtlerin Yargı ve Eğitim Hakları Tanınacak mı?
Kürtlerin kendi hukuk sistemlerini ve eğitim müfredatlarını oluşturmasına izin verilip verilmeyeceği önemli bir tartışma konusu. HTŞ, şeriat hukukunu uygulamaya devam edecekse, Kürtler için bu bir kırmızı çizgi olabilir.
HTŞ ve Kürtler Arasında Olabilecek Çatışmalar
Kürtler, seküler bir yönetim anlayışına sahipken, HTŞ tamamen İslamcı bir yönetim modeli benimsiyor. Eğer HTŞ, Kürt bölgelerine kendi ideolojik kurallarını dayatırsa, bu ittifak hızla çözülebilir. Kürt kadın hakları savunucuları ve SDG içindeki feminist hareketler, HTŞ’nin kadınlara yönelik katı kurallarını kabul etmeyecek ve direniş gösterecektir. HTŞ ve SDG arasındaki olası bir özerklik anlaşması, hem sahada hem de uluslararası arenada büyük bir tartışma yaratacaktır.
Askeri Entegrasyon: SDG, HTŞ ile ortak bir güvenlik mekanizması kurarak Türkiye’ye karşı bir denge unsuru oluşturabilir mi?
HTŞ’nin ve SDG’nin askeri güçlerini ortak bir çatı altında toplaması ihtimali, bu anlaşmanın en tartışmalı noktalarından biri.
HTŞ’nin Askeri Yapısı ve SDG’nin Mevcut Konumu
HTŞ, İdlib ve çevresinde 20.000’den fazla savaşçıya sahip, disiplinli bir silahlı örgüt. SDG ise, ABD desteğiyle gelişmiş askeri kapasiteye sahip, 80.000’e yakın savaşçıdan oluşan karma bir yapı (Kürtler, Arap aşiretleri ve farklı etnik gruplar). Eğer bu iki güç birleşirse, Türkiye ve Suriye rejimi için büyük bir güvenlik tehdidi haline gelebilirler.
HTŞ ve SDG Arasında Olası Birleşme Modelleri
Tam Entegrasyon:
SDG’nin, HTŞ komutası altına girerek HTŞ’nin resmi askeri gücünün bir parçası olması ihtimali düşük görünüyor. Çünkü Kürtler, HTŞ’nin ideolojik yapısına tamamen zıt bir perspektife sahip.
Ortak Operasyonel Komuta:
SDG ve HTŞ’nin, belirli bölgelerde ortak güvenlik güçleri oluşturarak askeri iş birliği yapması. Bu model, HTŞ’nin SDG’ye doğrudan hükmetmesini engelleyebilir ve Kürtlerin kendi askeri yapısını korumasına imkân tanıyabilir.
HTŞ’nin SDG İçindeki Arap Unsurları Kullanması:
HTŞ, SDG içinde Kürtlerden ziyade Arap aşiretleriyle daha yakın bir ilişki kurarak, Arap savaşçılar üzerinden SDG’ye nüfuz etmeye çalışabilir.
Türkiye ve ABD Açısından Askeri Entegrasyonun Riskleri
Türkiye, SDG’nin HTŞ ile birleşmesini, kendi sınır güvenliği açısından doğrudan bir tehdit olarak görecektir. ABD ise, terör örgütü olarak kabul ettiği bir grupla SDG’nin birleşmesine karşı çıkarak SDG’ye olan desteğini azaltabilir. Eğer ABD desteğini keserse, Kürtler sahada daha kırılgan hale gelebilir ve bu entegrasyon başarısız olabilir. Askeri entegrasyon, eğer dengeli bir şekilde yönetilmezse, iki taraf arasında büyük bir güç mücadelesine yol açabilir.
Ekonomik İş Birliği: HTŞ’nin kontrol ettiği ticaret yolları üzerinden Kürt bölgelerine ekonomik kaynak aktarılabilir mi?
HTŞ ve SDG arasındaki ekonomik iş birliği, bu ittifakın en gerçekçi ve en uygulanabilir noktalarından biri olabilir.
HTŞ’nin Kürtlere Ekonomik Katkıları
HTŞ, İdlib’de büyük bir ticaret ağına sahip ve Türkiye ile sınır kapıları üzerinden ciddi bir ekonomik döngü yönetiyor. Eğer HTŞ ve SDG anlaşırsa, Kürt bölgelerinin gıda, ilaç ve sanayi ürünleri ihtiyacı HTŞ’nin ticaret ağları üzerinden sağlanabilir.
SDG’nin HTŞ’ye Sağlayacağı Kaynaklar
SDG, Suriye’nin en büyük petrol sahalarını kontrol ediyor. HTŞ, SDG ile petrol ticaretine girerek enerji kaynaklarına daha kolay erişim sağlayabilir. Bu durum, HTŞ’nin ekonomik gücünü artırırken, SDG için de yeni bir gelir kaynağı yaratabilir.
Ekonomik İş Birliğinin Riskleri
Türkiye, HTŞ’nin daha fazla ekonomik kaynak elde etmesini engellemek için sınır kapılarını kapatabilir. ABD, HTŞ ile yapılan herhangi bir ekonomik iş birliğini terör finansmanı olarak değerlendirebilir ve SDG’ye yaptırımlar uygulayabilir. Kürtler, ekonomik bağımlılığın zamanla HTŞ’nin siyasi nüfuzunu artırmasına yol açabileceğinden endişe edebilir.
Eğer ekonomik iş birliği başarılı olursa, bu SDG ve HTŞ’nin birbirine olan bağımlılığını artırabilir ve ittifakı uzun vadede güçlendirebilir. Ancak, büyük diplomatik ve askeri riskler de doğurabilir.
Anlaşmanın Riskleri ve Olumsuz Yanları
HTŞ ve SDG arasındaki olası entegrasyon, sahadaki dengeleri değiştirebilecek kritik bir gelişme. Ancak bu iş birliği, hem Kürtler hem de HTŞ açısından ciddi riskler ve olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Türkiye, SDG’yi terör örgütü PKK’nın bir uzantısı olarak gördüğü için, HTŞ’nin SDG ile entegrasyonunu doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılayacaktır. Eğer bu iş birliği genişlerse, Türkiye’nin yeni bir sınır ötesi harekât düzenlemesi büyük olasılık haline gelebilir. Türkiye, HTŞ’ye karşı daha önce nispeten toleranslı bir politika izlerken, SDG ile birleşmesi durumunda bu tutumu tamamen değiştirebilir ve HTŞ’yi de hedef almaya başlayabilir. ABD, SDG’yi DEAŞ’a karşı mücadelede stratejik bir ortak olarak desteklemeye devam ediyor. Ancak, SDG’nin HTŞ gibi bir yapı ile iş birliğine girmesi, ABD’nin bu desteği gözden geçirmesine neden olabilir. ABD, geçmişte HTŞ’yi radikal bir örgüt olarak tanımladığı için, SDG ile olan ittifakını sonlandırabilir ve Kürtleri sahada yalnız bırakabilir. HTŞ’nin SDG ile entegrasyonu, örgüt içindeki cihatçı unsurlar arasında büyük bir bölünmeye yol açabilir. HTŞ içinde, özellikle El Kaide bağlantılı köktenci unsurlar, Kürtlerle iş birliği yapılmasını hainlik olarak görebilir ve örgüt içinde isyan çıkarabilir. Bu durum, HTŞ’nin iç savaş yaşamasına ve güç kaybetmesine neden olabilir.
SDG İçindeki Kürt Muhalefeti
Kürtlerin tamamı, HTŞ gibi bir yapıyla entegrasyonu kabul etmeyecek. Özellikle laik ve sol eğilimli Kürt gruplar, HTŞ’nin İslamcı yönetim anlayışına karşı çıkabilir. Bu durum, Kürtler arasında ciddi bir ayrışmaya neden olabilir ve SDG içindeki gruplar arasında çatışmalar başlayabilir.
Rusya ve İran’ın Reaksiyonu
Rusya, HTŞ’nin daha fazla güç kazanmasını istemeyecektir ve bu iş birliğini sabote etmek için Suriye rejimini harekete geçirebilir. İran, SDG’nin Şii milislere karşı daha güçlü bir pozisyon almasını istemediği için, bu entegrasyonu kendi nüfuzuna tehdit olarak görebilir ve müdahalede bulunabilir. HTŞ, geçmişte radikal unsurları barındıran bir yapı olduğu için, bu anlaşma ABD ve Batı’nın Kürtlere yönelik desteğini azaltabilir. Türkiye, HTŞ-SDG iş birliğini doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendirebilir ve yeni askeri operasyonlar düzenleyebilir. Rusya, HTŞ’nin güçlenmesini istemediği için bu ittifaka karşı Suriye rejimiyle daha yakın bir ilişki geliştirebilir. Mazlum Abdi, bu süreçte ABD, Türkiye ve HTŞ arasında denge kurmaya çalışarak Kürtlerin uzun vadeli çıkarlarını koruma hedefinde olabilir. Ancak bu hamle, ters tepebilir ve Kürtleri bölgesel güç savaşlarının tam ortasında bırakabilir.
Türkiye’nin Tepkisi: Yeni Bir Operasyon Kapıda mı?
Türkiye için HTŞ-SDG iş birliği, doğrudan ulusal güvenlik tehdidi oluşturabilir. Ankara, HTŞ’yi doğrudan tehdit olarak görmese de, SDG ile iş birliğini Türkiye’ye karşı bir hamle olarak algılayabilir. Türkiye, HTŞ içindeki Türkiye yanlısı unsurları harekete geçirerek, bu anlaşmayı bozabilir. Türkiye, geçmişte olduğu gibi Fırat’ın doğusuna yeni bir askeri harekât düzenleyebilir. Bu operasyon, Tel Rıfat, Menbiç ve Kamışlı gibi bölgeleri kapsayabilir.
Küresel Güçlerin Yaklaşımı: ABD, Rusya ve İran’ın Tavrı
ABD: Washington, SDG’nin HTŞ ile iş birliği yapmasını destekleyecek mi? Eğer ABD bu sürece sessiz kalırsa, bu SDG’nin ABD ile olan bağlarını zayıflatabilir.
Rusya: Moskova, HTŞ’nin daha fazla güçlenmesini istemediği için, Türkiye ile yeni bir iş birliği geliştirebilir.
İran: Tahran, Kürtlerin fazla güçlenmesini istemeyecek ve HTŞ üzerindeki etkisini artırmaya çalışacaktır.
Suriye’de Dengeyi Değiştiren Tarihi Bir Adım mı?
Mazlum Abdi’nin Colani ile yürüttüğü bu stratejik hamle, sadece Kürtler için değil, tüm bölge için tarihi bir dönüm noktası olabilir. Bu süreç, Türkiye’yi askeri müdahaleye zorlayabilir, ABD ile Rusya arasında yeni dengeler oluşturabilir ve Orta Doğu’da Kürtlerin rolünü kökten değiştirebilir. Suriye’de yeni bir sayfa açılıyor. Ancak bu sayfanın nasıl yazılacağı, önümüzdeki aylarda sahada yaşanacak gelişmelere bağlı olacak. Mazlum Abdi’nin, HTŞ ile entegrasyon sürecine yönelik attığı adımlar, bölgedeki dengeleri temelden sarsabilecek bir hamle olabilir. Ancak, bu hamlenin Kürtler ve HTŞ için avantaj mı yoksa büyük bir hata mı olduğu henüz net değil.
Bu süreç:
•Türkiye’yi yeni bir askeri operasyon başlatmaya zorlayabilir.
•ABD ve Batı’nın Kürtlere verdiği desteği tamamen çekmesine neden olabilir.
•HTŞ içinde büyük bir iç bölünmeye yol açarak örgütü zayıflatabilir.
•Rusya ve İran’ın sert tepkisini çekerek, Suriye içindeki çatışmaları daha da şiddetlendirebilir.
Eğer bu iş birliği başarılı olursa, bölgede yeni bir siyasi ve askeri düzen kurulabilir. Ancak başarısız olursa, Kürtler ve HTŞ büyük bir yıkımla karşı karşıya kalabilir ve bu, Suriye savaşında yeni bir dönemi başlatabilir.
Leave a Reply